Yunan Adalarında Glutensiz Tatil

Blog/Genel/Glutensiz Yaşam

Yunan Adalarında Glutensiz Tatil

Gezdim, gördüm, yedim, içtim. Şimdi tüm yaşadıklarımı sizinle paylaşma ve rehber olma zamanı. Pek çoğunuzun kafasından yunan adaları turu geçiyordur diye düşünüyorum, o yüzden glütensiz beslenin ya da beslenmeyin bu yazıyı okuyun derim çünkü yazının içerisinde orada rahat edebileceğiniz küçük tüyolar gizli. Üstelik bu gezi gemi ile olunca gizemi de daha fazla bana kalırsa.

İşte Başlıyoruz…

Glutensiz yaşamın en zor yanlarından biri de tatil zamanları. İş yerinde, evde veya sosyal hayatında belirlediğin mekanlarda yemek işini bir şekilde planlayabiliyorsun. Ama iş tatile gelince “aç kalacağım” hissi sarıyor insanın içini. Bu konuda hiç de kuruntu yaptığımı düşünmüyorum. Çünkü tatil demek yemek demek, yemek demek özellikle Türkiye’nin güzide köşelerinde hamur işi demek, gözleme, mantı, pasta, börek demek. Yurt dışında ise koca bir bilinmezlik.

İşte bu nedendir ki bir yıldır yanımdan hiç ayrılmadığım bir tatil arkadaşım var benim. #Thicibo’dan aldığım soğutucu çantam ve içindeki can simitlerim. Neyse lafı daha fazla uzatmayayım. Çünkü tatil detaylarını paylaşmak için can atıyorum. Özellikle detay anlatmaya çalışacağım ki sizler için bugün olmasa bile yarın bir iyi rehber olabilsin.

Gemi Turu Macerası

ETS’nin 4 günlük Symos, Atina, Mikanos, Santorini turuna katılıyoruz. Çeşme’de gümrükten geçtikten sonra ilk karşılama gayet profesyonel. Pasaportlar alınarak adımıza düzenlenen kimlik kartlarımızı alarak gemiye biniyoruz. Hemen kapıda bilgisayara gülümsüyoruz, resmimiz çekiliyor ve kartımızla eşleştiriliyor. Ardından kamaralarımıza yerleşiyoruz. Minnacık ama çok sevimli odanın içerisinde kimi zaman yan yana bile geçemiyoruz ama olsun gayet keyifliyiz. Kızım için hoop yukarıdan aşağı inen ranzayı açıyoruz. Sonra tüm gemiye binenlerle tatbikat yapılıyor. Can yeleklerini takıyoruz ve tabi poz vermeyi de ihmal etmiyoruz.

Genel olarak yemekler iyi ve yeterli. Gemiye binmeden bir sürü şikayet okumuştum ama o kadar büyütülecek bir şey yok bence. Beklentiyi ve hizmeti Rixos kıvamında tutarsanız mutsuz olursunuz, fakat bizler gibi standartta kalırsanız gemi yolculuğundan çok keyif alırsınız. Bu arada bize verilen kimlikler ile hem gemi giriş çıkışlarınızı sağlıyorsunuz hem de günlük içecek alımlarını. Duty Free alışverişini de bu kartla yapıyorsunuz. (ben alışveriş yapmadım, çevremde yapanı da görmedim).

Gemideki en güzel uygulamalardan biri de anons sistemi, her türlü iletişimi bu anonslarla sağlıyorlar ve böylelikle hiçbir bilgiden mahrum kalmıyorsunuz. Ha bir de her durakta gemiden inerken o bölgeye ait harita ve bilgilerin olduğu küçük kitapçıkların misafirlere veriliyor. O da gezen kişilere kolaylık sağlıyor. Ve ilk durak Syros…

Syros Adası

Kıyıya yanaşmadan akşam yemeğimizi gemide yiyoruz. İşte ne bulabildiysem onlarla yemek faslını kapatıyorum. Syros’a akşam saatlerinde varıyoruz. Küçük, sakin, huzurlu bir ada. Belediye binasını gezerek, merdivenlerde bol bol resim çekiyoruz. Ardından sakin sokak aralarında geziniyoruz. Sonra güzel bir dondurmacıda mango ve çilek sorbe yiyorum. Bir süre turlandıktan sonra gemiye geri geliyoruz. Ardından gece yolculuğu başlıyor ve sabah gözlerimizi Pire limanında açıyoruz.

Atina ( Pire Limanı)

Gemi güvertesinden Pire limanına bakıyoruz. Kahvaltı bilindik baş tacım olan iki yumurta, zeytin, salatalık, yeşillik varsa biraz ceviz kayısı ve tabi yanımdakilerim. (laktoz alerjim nedeniyle zaten hiçbir çeşit peynir ve kaşarın yanına yanaşmıyorum) Neyse konumuza geri dönelim. ETS turdan Atina için ekstra gezi alanlar (kişi başı 66 €) yola koyulurken biz tur almadan nasıl gezebileceğimize bakıyoruz. Bizi hemen girişte taksiler karşılıyor. Ağzı laf yapan Yunanlı gençler bizi taksi ile Atina’da belirledikleri önemli yerlere götürmek için ikna etmeye çalışıyor. Sonunda 4 kişi bir arabaya biniyoruz. Kişi başı 20 € karşılığında bizi 4 saat Atina’nın turistik yerlerini gezdiriyorlar.

Önce Akropolise gidiyoruz. Ama içerisini gezmiyoruz. (içeri girmek için ekstra 22 € ödenmesi gerekiyor.) Ardından Atina olimpiyat stadyumunu resimliyoruz. Sonra ki durağımız Yunan askerlerin parlamento binası önündeki nöbet değişim töreni. Çok ilginç bir seramoni, görülmeye değer. Yollarda ilerlerken birçok stad ve spor salonuna denk geliyoruz. 2004 Atina olimpiyatlarından dolayı sanıyorum çok sayıda etrafta spor tesisi vardı. Açıkçası en çok Olimpiyakos basket sahası ilgimi çekti. Eski yıllarda basketbol oynayan biri olarak, artık iyi bir  basketbol seyircisiyim ve yerinde sahayı görmek çok değişik geldi bana.

Neyse sonra taksici bizi sanıyorum önceden anlaştığı Pire’de ki bir restorana götürüyor. İlk yunan yemekleriyle orada karşılaşıyoruz. Greek salata, cacıki, ev patatesi, humus ve benim pişi diye tanımladığım ama içi peynirli bir tür hamur kızartma. Ardından ana yemek siparişleri alınıyor. Neyse ki butik bir restoran ne desek koşulsuz yerine getiriyorlar. Restoranı ile olarak işletiyorlar ve bana uygun marinesiz ve sossuz bir et hazırlıyorlar. Herkes yediklerinden pek bi memnun. Etler dışında her şeyi bittikçe tamamlıyorlar. O sofradan patlamadan kalkmak mümkün değil. (kişi başı yemeğe 18 € veriyoruz)

Süremiz dolunca taksici bizi tekrar Pile limanına bırakıyor ama bizim gemiye dönmek için 4-5 saatimiz daha var. Bu sefer ekstra tur alanların gittiği Plaka adında bizim Beyoğlu’nun ara sokaklarındaki kafelerin ve el sanatlarının yer aldığı tarafa doğru yola koyuluyoruz. Bunun için limanın 15-20 dk uzaklığında  bulunan gardan trene biniyoruz. (tren 1.40 €) Trenle 5-6 istasyon gittikten sonra Thissio istasyonunda iniyoruz ve direk Plaka bölgesindeyiz. El sanatlarının olduğu sokaktan keyifle kafelerin olduğu alana ilerliyoruz. Sonradan tepede Akropolisi görünce aslında neredeyse başladığımız yere döndüğümüzü anlıyoruz. Kafede yorgunluk çayı içtikten sonra yine aynı güzergahı takip ederek gemiye biniyor ve günü tamamlıyoruz.

Mykanos Adası  

Bir sonraki sabah Dünyaca ünlü Mykanos adasındayız namı değer eğlence adası. Gemi limana yanaşıyor. Bu arada kahvaltımızı yapıyoruz. Bulabildiklerim, yanımdakiler ve yumurta ile sabahı toparlıyorum. Biz yine tur almıyoruz. Turlar ya meşhur Elia, Paradise ve Süper Paradise beach lerine yani koylara götürüyor, (bu arada aile plajı olan Elia, diğerleri eğlence ağırlıklı) ya da akşam taverna turu satıyor.  Bu turların da ortalama maliyetleri de 55-60 € civarlarında. Ayrıca ETS limandan merkeze kişi başı 10 €’ya shuttle yapıyor. (gün boyu gemiye gidip gelinebiliyor.) Biz tur almıyoruz ve kişi başı 2 €’ya Sea Bus’a binerek kendi turumuzu başlatıyoruz. Çok keyifli tekneler 5-10 dk da kıyıya yanaşıyor.

Etrafı tanımaya ve yavaş yavaş ara sokaklarına girmeye başlıyoruz. Gördüğümüz evler hele o renkler bizi mest ediyor. Her köşe başında bir renk, bir ahenk adeta kendini içine çekiyor. Mykanos sokaklarına kendimizi bırakıp kaybolmak istiyoruz. Oralarda o kadar dolaşıyor ve saatin farkına varmıyoruz ki daha önce planladığımız Elia beach’e gitme planı suya düşüyor. Onun yerine hemen merkezde olan tertemiz halk plajında denize giriyoruz. Yani Mikanos’a gelmişken de denize girmemek olmaz diyerek kendimi serin sulara bırakıyorum. Deniz molasından sonra sırada yel değirmenlerinin olduğu (wildmills) bölge var. Manzara harika, sürekli bir resim çekme halindeyiz. Oralardan hediyelik eşya almayı da ihmal etmiyoruz.

Derken akşam alaca karanlık ile güneşi batırıyoruz. İşte en sevdiğim kısım. Deniz kıyısında dalga sesleri eşliğinde keyifli bir akşam yemeği. Kendime menüden tabii ki sossuz ve ahtapot seçiyorum. Biz bu tura 7 kişi gittik. Herkes kendi söylediği yemekten memnun bir yüz ifadesinde. Ortada greek salata ve musakka var. (musakkayı bizimki gibi sanmayın. Aynen lazanyaya benziyor görüntüsü, tadını bilemiyorum tabi). Yemek sonrası farklı sokaklarına dalıyoruz. Gündüzü kadar gecesi de pek bi güzel Mykanos’un. Tabi biz çoluklu çocuklu olduğumuz için eğlence kısmına girmiyoruz. Turların da düzenlediği yemekli taverna dedikleri program bizim bildiğimiz türden taverna değil. Yani tabak kırılıp, sirtaki yapılmıyor. Orada restoranlara taverna deniliyor.

Mikanos’ta kafeler çok keyifli. Minicik bir aralığa kurulan bir kafede turkuaz deniz manzarasına karşı bir şeyler içebiliyorsunuz. Çok huzur verici gerçekten de. Gidenlerin denemesini tavsiye ederim. Gemi en çok Mikanos’ta demirli kalıyor. Hem gündüzü hem gecesiyle yaklaşık 21 saat kalıyoruz Mikanos’ta.

Santorini Adası 

Ertesi gün saat 11:00 gibi Santorini açıklarına geliyoruz. Santorini dik bir yamaç üzerine kurulu ve volkanik bir gölge olduğu için büyük gemilerin yanaşabileceği bir limanı yok. Sizi gemiden tender bot denen minik teknelerle kıyıya getiriyorlar. Tura katılmadan önce okuduğum yorumlarda ve daha önce gidenlerin anlattıklarından ekstra tur almak gerektiği yönünde kafamda bir görüş oluşmuştu. Ama bana kalırsa gerek yok. Ki zaten biz de tur almadık. (ortalama 55 € civarında kişi başı)

Turun götürdüğü yerler Plaj (kızıl veya siyah kumların oldu), Oia ve Fira. Kıyıya geldiğiniz bölge zaten Fira. Aşağıdan teleferikle 6 € karşılığında yukarı çıkarak direk sokak aralarında gezmeye başlıyorsunuz. Ardından biz sora sora meşhur mavi kiliselerin olduğu ve internetten harika resimlerini gördüğümüz Oia’ya gidebileceğimiz otobüse terminaline geliyoruz. Kişi başı 1.8 €’ya yarım saatlik bir yol sonrası Oia’ya varıyoruz.

İlk gözlemim (su ve wc ile) Mikanos’tan ucuz olması J Sonra diğer yemelerin, içmelerin ve hediyelik eşyaların da bir tık ucuz olduğu kanaatine varıyoruz. Derken o inanılmaz manzaraların göbeğinde buluyoruz kendimizi. Yamaçtan bembeyaz, havuzlu, mavi kubbeli ve begonvilli yerlere bakarken adeta bir masalın içerisinde hissediyoruz kendimizi. Bu koşuşturma ve sıcak içerisinde yemek yemeğe vakit bulamıyoruz. Yanımda olan elma, ceviz, badem ve kuru çilekle idare ediyorum.

Her bir dükkan ve kafe birbirinden keyifli görünüyor.  Tabii ki en güzel fotoğrafları çekebilmek için yarışıyoruz birbirimizle. Akşamüstü tekrar Fira’ya doğru yola koyuluyoruz. Dönüşte teleferiğe binmeden çok kalabalık olabileceği ve sırada çok bekleyebileceğimiz konusunda tur tarafından uyarılıyoruz. Çünkü bizim gemiden de çok çok büyük gemiler ile aynı anda Santorini’ye geldiğimiz için yaklaşık 3000-4000 kişinin aynı saatlerde tekrar gemiye döneceği düşünülerek biraz erken dönmek konusunda bilgi veriyorlar. Neyse ki beklemeden önce teleferik sonra tender bot ile gemiye varıyoruz ve gemi harekete geçerken son akşam yemeğimizi yiyoruz.

Son gecemizde geminin güvertesinde püfür püfür esen rüzgarı içimize çekiyoruz. Bu arada gemide her gece şovlar ve canlı performanslar da var. Şovlar şahane değil ama canlı konser kısımları çok keyifliydi onu da minik bir not olarak iletmiş olayım.

 Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi…….

4 gün rüya gibi geçiyor, biriktirdiğimiz birçok anı ve güzellik var hepimizin hafızalarında. Sabah 07:00 gibi Çeşme limana yanaşıyoruz. Başında da söylediğim gibi ETS bu tur konusunda gayet profesyonel. Pasaportlarımızı kaldığımız kata göre yapılan anonslar ile takip ederek almaya gidiyoruz ve bu tatili yüzümüzde koca bir tebessüm ile tamamlıyoruz.