Şeker Tadında Yeni Hayat…

Blog/Genel/Glutensiz Yaşam

Şeker Tadında Yeni Hayat…

Bu hikayenin kahramanı, bir bilinmezin içerisindeyken aslında vücudunun ona olumsuz sinyalleri verdiğinin farkında değilmiş. Diyetisyene gittiği bir günden şöyle bir anekdot hafızasında yer etmiş. “Şekerli bir şey yediği zaman elleri şişiyor, sızlıyor ve her yerinde çok fazla ödem oluyormuş” oysaki kendince beslenmesine çok dikkat ediyor ama işin içinden çıkamıyormuş.

Gelelim hikayenin baş kahramanına yani bana…

Bugüne kadar hep sağlıklı hayat boyutuna geçme maceramda, bir tren misali geçiş istasyonlarını ve bu yollar üzerindeki raylara takılan büyük taşları anlatmaya çalıştım. Ama şekerden pek bahsetmedim. Sanıyorum ilk dönemde şekerle uğraşmayı pek düşünmedim. Birincil hedefim hep İBS (irritabl bağırsak sendromu), gaz ve karın ağrılarımdı.

Henüz yolun başındayken tariflerimde glütensiz ürünleri de şekeri de kullanıyordum. Çünkü benim mantığımda zaten yeni hayatımda pek çok şeyden mahrum olmuşken, kimi zaman bir pancake, kimi zaman bir sütlaç, güzel kavrulmuş glütensiz bir irmik tatlısı veya bir atıştırmalık ile kendimi ödüllendirmek gayet doğal ve tatmin için gerekli bir şeydi.

Bu sırada olan biten / Glutensiz hayatın götürdükleri ve getirdikleri

Glütensiz hayata geçiş hiç kolay bir adım değildi. Bu bir rejim ya da daha doğru bir tabirle zayıflama diyeti değildi ki 3-5 ay yapıp sonra aynen yemeğe devam edeyim. Önce psikolojimi, sonra irademi ve tabii ki mevcut koşullarımın uygunluğunu değerlendirerek bu yollardan geçmeyi başardım.

Tabii bir de terazinin ağır basan taraflarını değerlendirmek gerekiyordu. Terazinin bir kolunda sağlığın elden gittiği, huzursuzluğun ve çaresizliğin ağır bastığı bir Esra, diğer tarafında ise acabalarla dolu fakat yine de bir ümit denenebilecek bir glutensiz hayat gerçeği ile mücadele vardı. Ben diğer tarafı seçtim ve yola çıktıktan kısa bir süre sonra da doğruluğumu teyit ederek sağlıklı oluşumu ilan ettim. Ama bunu tekrar tekrar belirtiyorum. Sağlıklı günleri görebilmem için sadece glüteni bırakmam yeterli olmadı.

Kademe kademe sıralarsam önce glüteni, (tüm tahıllar, arpa, buğday, çavdar, yulaf) sonra laktozu, (inek sütü ve ürünleri) 3. sırada şekeri derken kazeini (süt proteini nedeniyle inek ürünlerini) ve en sonunda da lektin içeren yiyecekleri (gluten ve süt ürünleri yoğun lektin içeriyor, ama bunun yanı sıra bakliyatlar, patates, patlıcan, mısır, yer fıstığı ve karabiber hariç diğer biber türleri ile neredeyse her yemekte karşımıza çıkan domates ve salça) beslenmeden çıkarttım. Zaten gazlı olmaları nedeniyle sebze, meyve ve salata gibi yiyeceklerle çok daha önce vedalaşmıştım. Evet burada yazarken 5 kelime ile ifade edilen yasaklar listesi gerçek hayata baktığınız zaman belki de 10’lar – 100’ler ile ifade edilebilecek ürün listelerine dönüştü. Ama hiç önemli değil benim için. Beslenmeden çıkarttıklarımın çoğu zaten yararı olmayan boş enerjiler, yararlı olup benim yiyemediklerim kısmını ise yerine koyduklarımla dengeledim.

En büyük kazanımım kafa yapımı değiştirmem oldu. Artık konunun şişmanlık veya zayıflık olmadığının bilincindeyim. Öncelikle sağlığı geri kazanmanın önemini sonra vücudu sağlıklı tutma yolunda maksimum çabayı göstermem gerektiğini öğrendim.

Unutmayın!!  bağışıklık (otoimmün) hastalığına sahip kişilerde vücut kendi hücrelerine saldırırken, yukarıda saydığım, gluten, laktoz, kazein, lektin ve şeker de aynı ölçüde saldırılara eşlik ederek yüksek oranda inflomasyona (iltihaba) neden oluyor. Yani bu da demek oluyor ki;  mevcut hastalığın peşine farklı bağışıklık hastalıklarını takmaya çalışıyor. Üstelik aldığınız ilaçlar da maalesef olumlu etkilerini gösteremiyor.

Peki Ya Şeker!

İster tamamen sağlıklı olalım veya peşi sıra gelen hastalıklarımız olsun, hiçbirimiz şekerin pek çok hastalığın tetikleyicisi olduğunu bilmiyoruz veya bilsek de hem konduramıyor hem de bir türlü vazgeçemiyoruz.

Altını çizerek yeniden vurgulamak istiyorum. Glütensiz hayata ilk geçişte ürünün üzerinde “glutensiz” ibaresinin olması benim için yeterliydi. Ürün içeriklerine hiç aldırış etmeden ara öğünlerime dahil etmiştim. Ayrıca glütensiz makarna, ekmek çeşitleri, şehriye ve irmik de kullanıyordum. Fakat bu süreçte olanlar, zamanın bana öğrettikleri, okuduklarım ve tecrübe ettiklerimle gördüm ki “glutensiz” ibaresi altında üretilen ürünlerin bir çoğunun içeriği şeker, nişasta ve katkılardan ibaret. Yani hiçbir şekilde sağlıklı değiller. Ben kararında şekerli beslendiğimi düşünsem de bal gibi de doya doya şeker tüketiyormuşum.

Şeker sadece bununla da sınırlı değil. Hepimiz gibi farkında bile olmadan marketten aldığımız turşudan, glutensiz diye satılan çikolatalardan, evde yaptığımız glutensiz kek karışımlarından zaten çok fazla şekerli bir yaşam sürüyoruz.

Kendi adıma o farkındalığı kazandıktan sonrası evde üretimlerimi arttırdım. Şimdi beni takip edenler zaten yaptıklarımı görüyorlardır. Sağlıklı tariflere yöneldim. Bu konuda hurma, dut kurusu, kayısı ve akçaağaç şurubu en büyük tat vericilerim oldu. Bir dönem Hindistan cevizi şekerinden de destek aldıysam da sonra işlenmiş bir şeker olduğu için onu da bıraktım. Ve aylar sonunda artık ağız tadım öyle bir değişti ki hiç mi hiç şekere ihtiyaç duymadığımı fark ettim. Üstelik şekerin hissettirdiği ödem ve sızlama şikayetlerim de tamamen sona erdi.

Şeker büyük bir bağımlılık ve söylendiği gibi beyaz zehir adeta. Sis siz olun bu bilince benim süreçlerimden daha kısa sürede ulaşmaya çalışın. Rahat edersiniz ve artık vücut şekersiz bir yaşama alıştığı için diğer insanlar gibi tatlı krizlerine girmezsiniz, bir hurma yemek dahi işinizi görür.

Kıssadan hisse

Hayat beni belki bazı mahrumiyetlerle terbiye etmeyi seçti, ama biliyor musunuz, ben iyi ki de öyle oldu diye düşünüyorum. Benim için üzülenlere asıl ben çok üzülüyorum. Çünkü ben bu farkındalık sayesinde yaptıklarımla sağlığımı geri kazandım ve her gün yeni bir şeyler kata kata sağlıklı kalma yolunda ilerliyorum.

Bana bunu söyleyenler ise zaman içerisinde hem kilolarıyla mücadele etmeye çalışırken hem de sahip olacakları hastalıklarıyla ilaç kutularına günden güne yeni haplar katmaya aday kişiler maalesef. 🙁

Siz siz olun etrafın sözüyle hareket etmeyin. Siz yiyemediklerinizden dolayı çaresiz değil kahramansınız aslında. Günümüz Türkiye’sinde daha glütenin adı yeni yeni duyulmaya başlamışken büyük bir sabır ve irade ile devam ettirdiğiniz mücadelenizi, yolunuzdan şaşmadan ve doğru adımlar atmaya çalışarak devam ettirin yeter.