Bir Hastanın Kaleminden Bağışıklık Hastalıklarında Beslenme

Blog/Genel/Glutensiz Mekanlar/Glutensiz Yaşam

Bir Hastanın Kaleminden Bağışıklık Hastalıklarında Beslenme

Ben Bilemedim Olan Biteni / Olacakları ve Daha Bir Çok Şeyi…..

Ben bilemedim bağışıklık hastalığım (miyasteni gravis) nedeniyle bir yıl kullandığım kortizonun bağırsaklarımı hasta edeceğini. Ben bilemedim bağırsağımın geçirgen bağırsağa dönüşerek bağırsak floramı bozacağını ve ben bilemedim bunun sonucunda glüten, laktoz, kazein ve lektin içeren tüm yiyeceklere ve spesifik gıdalara karşı hassasiyetimin oluşacağını. Çünkü ben bilemedim bağışıklık hastalığımın ömürlük bir hastalık olduğunu ve vücudumun kendi hücrelerine sürekli saldırarak zarar vereceğini.

2011 yılında geçirdiğim bağışıklık hastalığı sonrasında 2013 de yoğun gaz şikayeti ile çölyak testine varana kadar araştırma yapıldı ama bir çare olmadı. Benim bir çare beslenmemi düzenleme çabam 2016 yılına kadar devam etti. Yani hastalığın başlamasıyla birlikte geçen beş yıllık sürede zincirin halkaları bir bir bozuldu.

Beslenme deyip geçmeyin, bir gün dikkat ederim, öbür gün aynı tas aynı hamam eskiye dönerim hiç demeyin. Ben eğer beslenme ile yeni bir düzen oturtmasaydım eminim ki olası yeni bir bağışıklık hastalığına da aday olurdum. Bakın etrafınıza 2-3 farklı bağışıklık hastalığına sahip kişileri görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

Bağışıklık (Otoimmün) Hastalıklarında Vücutta Neler Oluyor?

Bağışıklık hastalığı olana kadar geçen sürede vücut gelişen olumsuzlukları tölere etmeye ve iyileştirmeye çalışıyor. Fakat bir süre sonra vücut gelişen bu olumsuz tablo karşısında bağışıklık aşırı çalışmaya başlıyor, iltihap (inflamasyon) artıyor ve bağışıklık hastalıklarına neden oluyor. İşte o zamandan sonra da hangi bölgeyi etkilediyse o bölgede bağışıklık hastalığı başlıyor. Yani, Tiroid de ise Haşimato tiroidi, pankreas da ise Tip 1 diyebet, Ciltte ise vitiligo, sedef, eklemlerde ise romatoid artrit, kemikte ise ankilozan spondilit, sinirde ise MS, kasta ise miyasteni gravis, bağırsaklarda ise çölyak, crohn, ülseratif kolit ve daha sayamayacağım veya nadir olduğu için bilmediğimiz toplamda  sayıları 80 olan bağışıklık hastalıkları gibi. İşte benim bağışıklık hastalığım da Miyastenia Gravis denen kası tutan türden bir nörolojik bağışıklık hastalığı.

Okuduğum yazılardan öğrendiğim kadarı ile inflamasyon (iltihap, yangı) aslında vücudumuzda gelişen olumsuzluklar olduğunda (infeksiyon, yaralanma v.b) devreye giren vücudun normal koruma tepkisi. Fakat özellikle bağışıklık hastalığı geliştikten sonra vücutta artan bu inflamasyon kontrol altına alınmadığı sürece farklı bağışıklık hastalıklarına da aday yapıyor.

 

İlacın Vücuda Etkileri

Bir bağışıklık hastalığına sahip iseniz genellikle kortizonlu ve bağışıklığı baskılamaya yönelik ilaçlar kullanmanız gerekiyor. Bende de öyle oldu. Bir yıl boyunca günde 30 mg ile başladığım kortizon serüveni bir yılın sonunda 0.5 mg ile sonlandırıldı. Ama diyorum ya o sırada bağırsağıma olanlar oldu. Hastalığın teşhisinden sonra hekimin verdiği tedavi mutlaka uygulanmalı. Ama ben şimdiki aklımla 7 yıl önce bu hastalıkla mücadele ediyor olsaydım kesin beslenmeyi de bugün ki gibi düzenler ve ilaçlarla da daha kısa sürede vedalaşırdım. Dediğim gibi ilaç hastalıkların tedavisi için önemli ama madalyonun bir de diğer yönü var. O da bu süreçte bağırsak florasına verdiğimiz zarar. Dr. Ümit Aktaş’ın güzel söylemi var. Sadece kortizon değil, antibyotikler hatta kullandığımız tek doz ağrı kesiciler bile bağırsak floramızda bakterilerin bir kısmının ölmesine ve bağışıklığımızın zayıflamasına neden oluyor. Yani diyeceğim o ki ilk dönemde ilaç + beslenme kontrolü ile hekiminizin de görüşünü alarak zamanla ilaçlardan kurtulabilirsiniz. Bu sayede ilk aşamada hastalığınızı kontrol altına alır, bağırsağınızı geçirgen hale gelmesini önleyerek benim gibi glüten ve laktoz ile mücadele de bu kadar uğraşmazsınız.

Bağışıklık Hastalıklarında Vücuda Saldıran Ajanlar

Bağışıklık hastalıklarında zaten vücut kendi hücrelerine yabancı gibi saldırıyor. Bir de üstüne üstlük bazı protein ve gıdalar da vücut tarafından yabancı olarak algılanarak saldırıya geçiyor. İşte bu durum bizim işimizi birçok kat daha zora sokuyor. İşte ben de kademeli olarak aşağıda yazılı şeyleri beslenmemden çıkartarak yeni bir düzen oturttum kendime. Hazırsanız hangi gıdaların vücuda saldırdığına birlikte bakalım.

Gluten: Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan, bir protein. Çölyak da, glüten alerjilerinde ve bağışıklık hastalıklarında başrollerde. Kullanım alanı o kadar geniş ki sadece arpa, buğday ve çavdar içeren gıdaları kesmeniz yeterli olmuyor, paketli ürünleri ve bakım ürünlerini içine alan geniş bir yelpazede kendini gösteriyor. Ben de kendi adıma sadece glüteni keserek tam bir iyileşme sağlayamayacağımı bilemedim ilk başlarda.

Laktoz: Laktoz süt şekeri. Yıllarca süt, yoğurt, ayran bana hep dokunurdu. Hatta bir dönem ev yoğurdu yaparak süt ve bazen de yoğurdu laktozsuz tüketerek kendimi koruduğumu zannettim taa ki kazeini öğrenene kadar.

Kazein: Sütün içerisinde bulunan bir süt proteini. Kazein tüm süt türlerinin (inek, keçi, koyun, manda) içerisinde bulunuyor ama vücuda en çok zarar veren inek sütünde bulunan kazein. Ve çok kişi tarafından bilinmese de vücuda en çok saldıranlardan.  Ben de ani bir karar ile keçi sütü ve ürünlerine geçerek önlemimi aldım. Çünkü inek dışındaki diğer süt gruplarında bulunan kazeinin yapısı vücuda zarar veren türden değil. Benim vücudum da tölere ediyor. Arada sırada da koyun ve manda ürünlerini de deniyorum ki onun da neticeleri iyi bir sıkıntı yaratmıyor.

Lektin: Lektin de bazı yiyeceklerde bulunan bir tür protein. Bağışıklık hastalıklarında beslenmeyi araştırırken karşıma çıkmıştı.  Belki de şimdiye kadar hiç duymamamız ama bize en çok zarar veren türden bir protein. Çünkü yukarıda bahsettiğim inflamasyon artışı var ya işte onu arttıran ve vücuttaki yangını körükleyen bir rol üstleniyor. Kan tahlillerinde de sedimantasyon denen bu testte artış ile kedini gösteriyor. Bu artış bağışıklık hastalığına sahip olduğumuz için bazı hekimler tarafından normal görülse de aslında durum öyle değil. Lektin en çok tahıllarda, süt grubunda, bakliyatlarda, patateste, biber türlerinde, domateste, yer fıstığında ve patlıcanda var. Bunca yol almışken lektinin varlığını da yok sayamazdım tabii. Yine bir gün ani bir karar ile tümünü yememeye başladım. Zaten tahıl grubu ve inek sütü çıkmışken hayatımdan diğerlerin de de pek de zorlanmadım. Özellikle Türk kültüründe tüm yemekleri domates veya salça ile yaptığımız düşünüldüğünde aslında zor gibi görülen bir karar olsa da sedimantasyon testinde 53 olan değerimin 1 yılın sonunda 22’ye düştüğünü görünce ne kadar doğru bir karar verdiğime bir kere daha anlamama neden oluyor. (max olması gereken değer 20 bu arada)

Şeker: Bağışıklık hastalıklarına hiç iyi gelmiyor. Daha doğrusu birçok hastalığın tetikleyicisi durumunda şeker. Tüm bu saydıklarıma bir bir veda ederken bir gün yaşadığım aydınlanma ile rafine şeker ile de yollarımı ayırdım. Zaten hamurlu ve (glüten nedeniyle) sütlü tatlı (laktoz ve kazein nedeniyle) tüketemediğimden vedalaşmam da hiç zor gelmedi. Tariflerde yardımıma hurma, dut, akçaağaç şurubu, elma suyu gibi doğal şekerler eşlik etti.

Yulaf, pirinç, mısır: Glutensiz olmasına rağmen mısırın verdiği zararlardan dolayı yaklaşık bir yıldır tüketmiyorum. Pirinci bir dönem basmati olan türünü tüketirken şimdilerde belki 2-3 ayda bir yere o da zor durumlarda veya ihtiyaç halinde yiyorum. Yulafı da sevmeme rağmen bir süre önce tüketmemeye başladım. Yulaf aslında glutenli değil fakat Türkiye koşullarında en çok bulaşa maruz kalan ürünlerden olduğu için glütensiz tercih ediyordum. Fakat 5-6 aydır artık onu da yemiyorum.

 

Şimdi ne düşündüğünüzü biliyorum. Onu yemiyorum, bunu hayatımdan çıkarttım dedikçe eee geriye bir şey kalmadı ki ne yiyeceğiz diye kara kara düşünmeye başladınız bile. Durum hiç de öyle değil. @Glutensiz_yasiyorum hesabımı takip edenler nasıl da çok çeşit yenilebildiğine şahitlik ediyorlar aslında.

İşte benim yediğim besin grupları

Sebze ve meyveler, Yukarıda saydığım sebzeler hariç tüm sebze ve meyveler (gaz yapanlar bir süre beslenmeden çıkartıldı ve tekrar beslenmeye dahil edildi)

Et ürünleri, kırmızı et, hindi, balık

Süt ürünleri, keçi, nadir olarak koyun ve manda

Bakliyat, Çok çok arada o da geceden kefirli suda bekletip, tencerede kaynatıp üzerindeki gaz baloncuklarını alıp, suyunu süzüp öyle pişirerek veya 2-3 gün filizlendirerek.

Tahıllar, Şimdilik karabuğday. İleride genetiği değiştirilmemiş siyez ve karakılçık denenecek.

Yağlar, Zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı, sadeyağ

Kuruyemiş ve tohumlar ceviz, badem, susam (fındık ve kaju dokunuyor)

Un grubu: Badem unu, Hindistan cevizi unu, karabuğday, teff, keçiboynuzu unu

Fermente ürünler, sebze turşuları, kvass, keçi yoğurt ve kefir

Anti-Enflamatuar Gıdaları Beslenmenize Dahil Edin

Bağışıklık hastalıklarında amaç Anti-enflamatuar desteklerle inflamasyonu azaltarak + bir hastalığın gelmesini engellemek. İltihabı azaltmaya yardımcı bunca yiyecek varken neden denemeyelim ki? Özellikle pancar, dut, böğürtlen, çilek, kırmızılahana, gibi hepimizin bildiği mor besinler çok kıymetli. Zencefil, zerdeçal ve biberiye de benim kullandığım anti-enflamatuar baharatlardan. Tatlı patates bu süreçte yeni tanıştığım ve bildiğimiz patatese alternatif olarak tükettiğim harika bir sebze. 

Omega3, B12 ve D Vitaminini Önemseyin

Omega 3 sağlıklı yağ asidi. Bağışıklık hastalıklarında düzenleyici ve tedavi etkisi olduğu biliniyor. Bunun için mümkünse mevsiminde balık tüketimi çok kıymetli. (fakat dip balıkları ağır metal içerdiği için iltihaplanmayı arttırıyor. O nedenle yüzey küçük balıklar tercih edilmeli) Eğer haftada iki bu çok kıymetli balıkların Omega3’ünden faydalanılamıyorsa o zaman Omega3 kapsül desteği alınmalı. Omega 3 tabletleri için de hekime veya eczacıya danışarak sizin için en faydalı olanı seçilmeli ve düzenli kullanıma geçilmelidir.

B12 Vitamini yiyeceklerden yeteri kadar alınamayan ve vücut tarafından depolanamayan bir vitamin. Bağışıklık hastalığına sahip bizler için önemi, sağlıklı bakterilerinin oluşumuna ve zararlı bakterilerin yok edilmesine katkı sağlayarak bağışıklığı güçlendirmesi. Güçlü bir bağışıklık otoimmün hastalıkların gerilemesini ve ilave otoimmün hastalıklara yakalanma riskini de azaltıyor. B12 tahlilleriniz laboratuvar sonuçlarında normal değerler içirişinde görünse dahi değeri en az 500 ila 800 aralığında tutmanın sağlıklı olduğunu belirtiyor uzmanlar. O nedenle hekimle görüşerek kapsül veya iğne olarak B12 desteğine başlayabilirsiniz.

Gelelim D vitaminine. Biliyorsunuz D vitaminini almanın en iyi yolu güneş ışığı. Tabii doğru zamanda doğru şekilde alınan D vitamini. D vitamini eksikliği, bağışıklık sisteminin iyi şekilde görevini yerine getirememesi sonucunda enfeksiyonlarda artışa neden oluyor. O nedenle D vitamini değerinizi bilmiyorsanız mutlaka öğrenin. D vitamini değeri laboratuvar sonuçlarında genellikle 20-30 bile çıksa normal karşılansa da yeni bilimsel yaklaşımlarda artık biliyoruz ki 80-100’e kadar değeri çıkartmak bizi daha sağlıklı kılıyor. Eğer yaz aylarında doğru zamanda D vitamini alımı için güneşten faydalanıyorsanız ilave bir takviyeye gerek yok. Yani Haziran- Ekim aylarında bilinenin aksine güneşin dik geldiği 12:00-14:00 saatlerinde 15-20 dk vücudumuzun mümkün olan fazla yerini güneş ile temas ettirmemiz doğal D vitamini almamız için yeterli. Ama eğer güneşten faydalanamıyorsanız D vitamini takviyesi için hekiminizle görüşerek takviyeye başlayabilirsiniz.

Probiyotiklerin Gücü

Probiyotik beslenme yani yoğurt, kefir ve fermente turşuları beslenmeye dahil etmeye uzun süre önce başladım. Fakat aynı zamanlarda probiyotik kapsül desteği almaya başladım. Probiyotiğin bağırsağı düzenlemede ve faydalı bakterileri arttırmaya yönelik çabada çok işe yaradığını düşünüyorum. Tabi probiyotik kullanımında şöyle önemli bir kriter var. Burada önemli olan bakterilerin bağırsağa kadar ulaşması ve fayda sağlaması. Yani o nedenle alacağınız probiyotiğin toz (şase) değil, (toz bakterilerin çoğu mide asidinde yok olarak bağırsağa ulaşamıyorlar) kapsül şeklinde olmasına dikkat edin. Bir de probiyotik tabletin içeriğinde olan etkin bakterilerin neler olduğunu öğrenerek hekiminize danışarak desteğe başlayın. Dediğim gibi düzenli kullanımda ben çok faydasını gördüm.

 

İşte böyle sevgili takipçilerim, ben hekim veya beslenme uzmanı değilim ama ben oldukça deneyimli ve bu süreçlerde iyice yoğrulmuş bir hastayım. Hastalığımın yok olmasa da gerilemesinde etkili olan seyri anlatmamın size de ışık olacağını umar, sevgilerimi iletirim.